Başkan Hasan Şen’den hububat fiyatlarına zehir zemberek açıklama: "Çiftçiye 'iflas edin ama üretin' diyorlar!"

Keşan Ziraat Odası Başkanı Hasan Şen, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından açıklanan 2026 yılı hububat alım fiyatlarına adeta isyan etti. Hububat taban fiyatlarının bölge çiftçisini büyük bir yıkıma sürükleyeceğini belirten Şen, "Açıklanan rakamlar ne toplum vicdanına ne ülke ekonomisine ne de çiftçinin gerçeklerine sığmaktadır. Bu fiyat politikası, Türk çiftçisini bitirme politikasının bir devamıdır" dedi.

2026 yılı hububat alım fiyatlarının ton başına 16 bin 500 TL (1. kalite makarnalık/ekmeklik buğday için 16 bin 750 TL) olarak ilan edilmesinin ardından tarım dünyasındaki yankılar büyüyor. Keşan Ziraat Odası Başkanı Hasan Şen, gazetemize verdiği özel açıklamada tarımdaki girdi-çıktı makasının çiftçi aleyhine hiç olmadığı kadar açıldığını vurguladı.

“Hayat Boyu Öğrenme Haftası" etkinlikleri başladı
“Hayat Boyu Öğrenme Haftası" etkinlikleri başladı
İçeriği Görüntüle

"BİZİM MALİYETİMİZ 18 LİRA, TMO'NUN VERDİĞİ FİYAT 16,5 LİRA"

Ziraat odaları olarak hasat öncesinde çok titiz saha çalışmaları ve bilimsel maliyet hesaplamaları yaptıklarını hatırlatan Başkan Hasan Şen, Trakya bölgesindeki üretim gerçeklerinin görmezden gelindiğini ifade etti. Şen, maliyet tablosunu şu sözlerle özetledi:

"Biz oda olarak her yıl üretim öncesi ve esnasında çok ciddi maliyet analizleri yapıyoruz. Bu yıl yaptığımız hesaplamalara göre, Trakya bölgesinde 1 kilogram buğdayın üreticiye maliyeti tam 18 TL civarındadır. Ancak dönüp bakıyoruz; devletin açıkladığı fiyat 1. sınıf buğday için bile 16 bin 750 TL, yani kilo başına 16,75 lira. Maliyet bedelinin dahi altında kalan bir rakamla karşı karşıyayız. Üretici, toprağa yaptığı masrafı bile geri alamayacak durumdadır. İster kendi tapulu tarlası olsun ister icar (kiralık) tarla işlesin, bu maliyetler altında hiçbir çiftçimizin üretimini sürdürebilme şansı kalmamıştır."

"%50 GİRDİ ARTIŞINA KARŞI %22 ZAM REVA GÖRÜLDÜ"

Geçen yıl 13 bin 750 TL seviyesinde olan buğday fiyatının bu yıl sadece yüzde 22'lik bir artışla bu noktaya getirilmesini "iç açıcı olmayan bir tablo" olarak nitelendiriren Şen, enflasyonist ortamdaki çelişkiyi şu örneklerle eleştirdi:

"Bir arabaya biniyorsunuz, mazota anında zam geliyor; arkasından hemen ulaşıma, nakliyeye zam yapılıyor. Fırından ekmek alıyorsunuz; sanayideki maliyetler öne sürülerek 210-230 gramlık ekmeğin fiyatı 17,5 liraya yükseltiliyor. Yani ekmeğin kilosu tüketiciye neredeyse 75-80 liraya geliyor. Ama o ekmeğin ham maddesini üreten çiftçinin buğdayına yalnızca yüzde 22 artış veriliyor. Bizim üretimde kullandığımız gübre, mazot ve ilaç gibi temel girdilerdeki yıllık artış oranı yüzde 50 seviyelerindeyken, üreticiye yüzde 22 zam vermek; çiftçiye açıkça 'Siz bu işi yapmayın, iflas edin ama yine de üretmeye devam edin' demektir. Ben de her konuşmamda 'Üretelim, toprağı boş bırakmayalım' diyorum ama çiftçi haklı olarak artık bu sermayeyi batırmak istemiyor."

"45 GÜNLÜK İŞ GÜNÜ VADESİ TAM BİR ÇELİŞKİ"

TMO’nun alım şartlarında yer alan ve paranın üreticiye 45 gün sonra ödeneceğini belirten maddeye de sert tepki gösteren Keşan Ziraat Odası Başkanı Hasan Şen, vadeli ödemenin zamanlamasına dikkat çekti:

"Açıklanan bu kararlarda bir de '45 gün sonra ödeme' şartı var. Çiftçinin yeni sezon için tarlayı hazırlaması, tohum alıp yeniden ekim yapabilmesi için sattığı üründen hemen nakit elde etmesi gerekir. Siz parayı 45 gün, hatta iş günü hesabı üzerinden neredeyse iki ay sonraya ertelerseniz, bu insan tarlasına nasıl tohum ekecek? Bu tam anlamıyla bir çelişkidir, çiftçiyi tüccarın ve tefecinin eline düşürmektir. Yetkililer masanın başında oturup bu hesapları neye göre yapıyor anlamak mümkün değil. Ya onlar hesabı yanlış yapıyor ya da biz bu sahada hata yapıyoruz."

"SERTİFİKALI TOHUM DESTEĞİ SINIRLI, LAF EBELİĞİNDEN ÖTEYE GEÇMİYOR"

Devletin hububat fiyatının yanında sunduğu destekleme modellerine dair de eleştirilerde bulunan Şen, kamuoyunda "fiyatı yüksek göstermek adına" bir algı yönetimi yapıldığını savundu:

"Açıklanan 3 liralık prim ve diğer bitkisel üretim destekleme modellerinin birçoğu laf ebelinden ibarettir. Örneğin sertifikalı tohum desteğini çok büyük bir şey gibi anlatıyorlar. Bu destek sadece ve sadece tarlasına sertifikalı buğday eken üreticiye, dekar başına harcadığı (yaklaşık 22 kg) ürün miktarı üzerinden ve o da bir yıl sonra ödeniyor. Trakya'da ya da Türkiye'de tüm çiftçilerin sertifikalı tohum ektiğini mi sanıyorlar? Hiçbir üreticinin tamamı bunu ekmiyor, dolayısıyla bu destekleme de son derece sınırlı kalıyor. Kaldı ki, çiftçilerimiz henüz 2025 yılının buğday, arpa ve çeltik desteklerini bile alamadı. 2025'in desteğini 2026'nın sonunda ödeyen bir sistem, üreticinin yarasına merhem olamaz. Dosya kabul tarihini bile 31 Temmuz'a koymuşlar, süreç sürekli öteleniyor."

B681C4Ac 9412 4132 A259 46D405B3155D

"İTHALAT KAPILARI AÇIK, TÜRK ÇİFTÇİSİ ÜRETİMDEN KAÇIYOR"

Son 4 yıldır uygulanan tarım politikalarının üreticiyi bilerek ya da bilmeyerek topraktan uzaklaştırdığını iddia eden Hasan Şen, ithalat politikalarının yerli üretime darbe vurduğunu söyledi. Tarımda yaş ortalamasının da her geçen gün yükseldiğini hatırlatan Şen, sözlerini şu tarihi çağrıyla tamamladı:

"Sınırlarımızda ithalat kapıları sonuna kadar açık. Fon yok, koruma yok; isteyen istediği kalitede buğdayı, ayçiçeğini, pirinci ülkeye getirip piyasaya sokabiliyor. Dışarıdan ithal etmek kolaylarına geliyor ama yerli üretici burada can çekişiyor. Biz zaten üretim bazında genç nüfusu kaybettik, yaşlı insanlara kaldık. Eğer bu toprakları başkalarına devretmek, yerli üretimi tamamen bitirmek istiyorsanız; gelin çiftçinin yakasından elinizi çekin, tarlaları elimizden toptan alın, istediğiniz gibi işletin! Ama bu insanlara hem üret deyip hem de her yıl zarar ettiremezsiniz. TMO yetkililerini ve tüm karar vericileri, masa başı hesapları bırakıp Trakya çiftçisinin, Keşan üreticisinin bu haklı çığlığına kulak vermeye davet ediyorum."

Muhabir: ERDOĞAN DEMİR